<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><?xml-stylesheet type='text/xsl' href='http://0ksijen.spaces.live.com/mmm2008-07-24_12.50/rsspretty.aspx?rssquery=en-US;http%3a%2f%2f0ksijen.spaces.live.com%2fblog%2ffeed.rss' version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:msn="http://schemas.microsoft.com/msn/spaces/2005/rss" xmlns:live="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/" xmlns:cf="http://www.microsoft.com/schemas/rss/core/2005" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"><channel><title>Oxygen: Blog</title><description /><link>http://0ksijen.spaces.live.com/blog</link><language>en-US</language><pubDate>Sun, 13 Jul 2008 20:29:06 GMT</pubDate><lastBuildDate>Sun, 13 Jul 2008 20:29:06 GMT</lastBuildDate><generator>Microsoft Spaces v1.1</generator><docs>http://www.rssboard.org/rss-specification</docs><ttl>60</ttl><cf:parentRSS>http://0ksijen.spaces.live.com/feed.rss</cf:parentRSS><live:type>blog</live:type><live:identity><live:id>-7702375186669746326</live:id><live:alias>0ksijen</live:alias></live:identity><image><title>Oxygen: Blog</title><url>http://byfiles.storage.live.com/y1pGQvGoqq1q48wp-56JLo50-upnezOy1SkaCzc3G3WRW0xJLKLYEQTKw</url><link>http://0ksijen.spaces.live.com/blog</link></image><cf:listinfo><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="typelabel" label="Type" /><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="tag" label="Tag" /><cf:group element="category" label="Category" /><cf:sort element="pubDate" label="Date" data-type="date" default="true" /><cf:sort element="title" label="Title" data-type="string" /><cf:sort ns="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" element="comments" label="Comments" data-type="number" /></cf:listinfo><item><title>Kalp bin odalı Malikane</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1176.entry</link><description>&lt;div&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=3&gt;Kalp bin odalı bir malikane gibidir. Ne kadar misafirperver olduğunuza göre tanıdığımız insanları içeri davet ederiz, onlara bir oda veririz... kalbimizde. Arkadaşlığımız süresince o odada kalırlar. Misafirimiz zamanla o odaya kendinden birşeyler bırakmaya başlar. Öyle an gelir ki artık malikanenin o odası bizim olmaktan çıkar. Ve eğer gün gelir de arkadaşımızdan ayrılırsak, misafirliğine son verip çekip giderse... hüzünle onun odasını kitleriz, hiç bir eşyaya dokunmadan. Artık o misafir hayatımızda olmasa da başka hiç kimseye vermeyiz o odayı.&lt;/font&gt; &lt;/strong&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=3&gt;Sakin bir günde malikanemizin koridorlarında boş boş gezerken o kapısı kapalı odayı görünce belki bir gülümseme yapışır yüzümüze. Açı veririz kiliti, gireriz o artık kullanılmayan odaya. Bir önceki sahibinin bıraktığı izlere bakar, onu anarız.&lt;/font&gt; &lt;/strong&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;strong&gt;Yavaş yavaş bu ziyaretlerimizin sayısı azalır ve artık odayı tamamen unuturuz. Koridorda gezerken kilitli kapıyı görünce merakla açarız ama içinde artık sadece tozlara yenik düşmüş mobilyalar kalmıştır. Biz de omuz silker ve hizmetlileri çağırıp, odayı bir güzel temizletiriz, yeni misafirlere yer açarız. &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=3&gt;Böylece eski sahibinin eşyaları çöpe atılmış, kendisi ise tamamen unutulmuş olur.&lt;/font&gt; &lt;/strong&gt;
&lt;p align=right&gt;&lt;font size=5&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Estrangelo Edessa"&gt;~ Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Kalp+bin+odal%c4%b1+Malikane&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Edebiyat</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1176.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1176.entry</guid><pubDate>Sun, 18 May 2008 06:59:23 GMT</pubDate><slash:comments>1</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1176/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1176.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-18T07:02:00Z</dcterms:modified></item><item><title>En İyi Yönetim Şekli</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1145.entry</link><description>&lt;p&gt;İnsan etkeni içeren tüm olgular yozlaşmaya mahkumdur. &lt;p&gt;Ülkenin başındaki insanları hep yolsuzluk ile suçlarız, hizmet etmek yerine ailelerini,dostlarını, yakın çevresini kayırdıkları için sitem ederiz. Ülke yönetimi gibi büyük ölçekli bir olguda bunun kötü bir davranış olduğu rahat görülür. Ama kendi günlük yaşantımızda aslında biz de o kötülediğimiz davranışları yapıyoruz. Bir tanıdığımız ufakcık da olsa bir yetkiye kavuştuğunda ondan özel muamele bekliyoruz. Ve ola ki özel ilgi göstermez ise toplum olarak onu kendini beğenmişlik ile suçlayıp dışlamaya çalışıyoruz. Düşünün arkadaşınız garson oldu, önce benim yemeğimi getirsin. Kantinde mi çalışıyor, o halde ne sıraya gireceğim. Minibüs şöförü mü, burası durak değil ama kankam o durur benim için. &lt;em&gt;Ve benzeri, vb, vb...&lt;/em&gt; &lt;p&gt;Bunlar kişinin makama gelmesine ön ayak olan insanlar da değil üstelik, bir de onlar var. Biz seni buraya adam yaptık, sıra sende diye gelenler. Karşı mı çıktın, hemen ayağını kaydırırlar. &lt;p&gt;Demokrosi neden en gözde yönetim şekli gibi gözüküyor? Amerika her yere yaymaya çalıştığı için mi, halkın kendi kendisini yönetmeye izin verdiği için mi? &lt;p&gt;Demokrosi de istisna değil. Ama onun avantajı sistem içinde birçok kontrol noktası olması, bir çok olgunun birbirine bağlı olması. Böylece bir üç-kağıt çevrilmek istendiğin de diğer yönetim şekillerine nazaran daha çok kişiyi görmeniz gerekiyor. &lt;p&gt;Aslında en iyi yönetim şekli diktatörlüktür. Ama orada da kumar söz konusudur, eğer lider iyi ise ülke refaha zıplar yok değil ise ülke mahvolur.  &lt;p&gt;Gücün tek kişide toplanması verimlilik ve istikrar sağlar, öte yandan güçün paylaşılması ise güvenlik ve farklı bakış açıları sağlar. &lt;p&gt;Aslında bu yazının amaçı aklımdaki utopik, ideal yönetim şeklini anlatmak. &lt;p&gt;İlk adım ülkenin dört bir yanındaki ufak yaştaki kimsesiz çocukları psikoloji ve zeka testlerine tabi tutacaksınız. En umut vaad eden bin tanesini alıp kendileri için özel yapılmış tesise götüreceksiniz. &lt;p&gt;Burada yaşayıp bir yönetici olmak için gereken tüm eğitimleri alacaklar. Bir yandan da içlerine vatan sevgisi işlenecek. Vatana hizmet etmenin dünyadaki en büyük olgu olduğu bilinci ile yetişecekler. Ayrıca hiç bir zaman mal-mülk-gelir sahibi olmalarına izin verilmeyecek, tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak. &lt;p&gt;Ve otuz yaşına geldiklerinde içlerindeki en iyi 400 tanesini meclise koyacaksın. Orada onlar kendi küçük demokrosilerini işletecek. Kendi aralarında ki seçimler ile ülkeyi yönetecekler. Geriye kalan 600ü ise yerel yöneticiler olarak atanacaklar. &lt;p&gt;Okulu hiç durmayacak, eğitim vermeye devam edecek. Meclisden emekli olanlar bu okulda görev yapmaya başlayacak. &lt;p&gt;Evet, ben bir yönetici sınıfı oluşturdum. Dışardan müdahale edilemeyecek kapalı bir kutu. Niye, çünkü dediğim gibi içinde insan olan olgu yozlaşmaya mahkumdur. Bu yüzden beyinleri yıkanmış artık insan olmayan kişilere ihtiyacımız var bizim. Ailesi olmayan, tek sevgilisi vatan olan, tek amacı hizmet etmek olan, maddi şeylere değer vermeyen insanlar. &lt;p&gt;Bu fikirlerimi arkadaşlarıma anlatınca şöyle itirazlar geldi: &lt;p&gt;  &lt;p&gt;&lt;em&gt;Bu sistemi oturtmak yıllar alır!&lt;/em&gt; &lt;p&gt;50 yıl bir insan hayatı için uzundur ama bir devletin ömründe nedir ki? &lt;p&gt;  &lt;p&gt;&lt;em&gt;Asla o kadar çelik gibi bir disiplin veremezsin!&lt;/em&gt; &lt;p&gt;Yeniçeriler? Asya keşisleri? İrili ufaklı diğer küçük tarikatlar? &lt;p&gt;  &lt;p&gt;&lt;em&gt;Eğitimi veren kendi ideolojisine göre verir, çocuklar dar ve zararlı bakış açısı ile yetişir!&lt;/em&gt; &lt;p&gt;Bu dediğiniz zaten kimi ufak odaklar tarafından yapılıyor. Bunu güçü ele geçirmek için yapıyorlar ve adına çeteleşme diyoruz. Benim bahsettiğim ise güç odaklarının güçten vazgeçmeleri... Bu yüzden bu bir ideal ve bu sayede ideal yönetim şekli. &lt;p&gt;  &lt;p&gt;&lt;em&gt;Seçilmiş çocuklara yazık değil mi, nerde insan hakları!&lt;/em&gt; &lt;p&gt;Dar bakıyorsunuz, kendi yetiştirilme tarzınıza göre yargılıyorsunuz. Örnek verelim: &lt;p&gt;Ahmet var, eğlenceyi bara gitmek, clublerde dağıtmak, yetmedi evde şarhoş olmak olarak nitelendiriyor. Öte de ise Mehmet var, ailesinde hiç içen olmamış. Bu ikisi karşılasıyor, Ahmet Mehmet'i ot gibi yaşamak ile suçlayıp gece hayatına sokuyor ama Mehmet orada sıkılıyor. Sonunda Ahmet Mehmet'e acıyor, Mehmet ise Ahmet'e; ah zavallı çocuk hayatı ne boş, diyor her ikisi de. &lt;p&gt;  &lt;p&gt;&lt;em&gt;Ama bu demokrosi olmaz ki, halk nerede!&lt;/em&gt; &lt;p&gt;Demokrosi Yunanistan'da ilk keşfedildiğinde meclis sadece zenginler ve soyluları içeriyordu. Halkın kendi kendini yönetmesi değildi. Ayrıca günümüzde de demokroside halk gerçekten sistemin içinde mi? Homer Simpson'un dediği gibi &lt;em&gt;düşünmek zorunda kalmayalım diye oy veririz.&lt;/em&gt; Zaten benim bu &lt;em&gt;bilgeler meclisi&lt;/em&gt; fikrim diktatörlük ile demokrosinin sentezi. &lt;p&gt;  &lt;p&gt;Utopik değil gerçekci düşünürsek bu sistemin gelmesi için ülkedeki 10 kadar zengin, güçlü ve vatansever insanın bu yola ruhları koyması gerekir. Rüşvet ile sağlanan gizlilikte çocuklar yetiştirilir, sonra popüler politik figurler eşliğinde bir parti kurulur. Bu prestijli isimler gölge yapmaya başlayınca suikasta kurban gider. Bu saldırılar ardından kurbanı oynayarak populistlik yapılır, parti güçlenir. &lt;span style="font-weight:bold;font-style:italic"&gt;:~)   :~D   ;~)&lt;/span&gt; Neyse, sinsi planımı daha fazla anlatmıyayım.... &lt;br&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+En+%c4%b0yi+Y%c3%b6netim+%c5%9eekli&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1145.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1145.entry</guid><pubDate>Fri, 21 Mar 2008 08:10:38 GMT</pubDate><slash:comments>1</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1145/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1145.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-03-21T08:13:45Z</dcterms:modified></item><item><title>Kötülük</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1129.entry</link><description>&lt;p&gt;&lt;font size=3&gt;Kötü insan yoktur. Kahakaha atıp &lt;span style="font-style:italic"&gt;yaşasın kötülük&lt;/span&gt; diyen tipler sadece filmlerde olur. Gerçek hayatta kimse kötü değildir. Herkesin kendini haklı çıkaracak bir bahanesi vardır. Hırsıza &lt;span style="font-style:italic"&gt;bu kötü, niye yapıyorsun&lt;/span&gt; dersen sana mecbur kaldığını anlatacaktır, böylesinin kolayına geldiğini değil.&lt;span style="font-style:italic"&gt; Ama bak emeklinin maaşını çaldın, ilaç alamadı&lt;/span&gt; gibi acıklı bir hikaye ile köşeye sıkıştırdığınızda ise &lt;span style="font-style:italic"&gt;bilmiyordum&lt;/span&gt; diyecektir, &lt;span style="font-style:italic"&gt;umursamadım&lt;/span&gt; değil. Bir dolandırıcıya aynılarını sorsanız aptallığın cezası olmalı ve &lt;span style="font-style:italic"&gt;ben de çok kazık yedim, hayat böyle&lt;/span&gt; gibi cevaplar verecektir. Hatta savunulacak tarafı olmayan kötüler bile &lt;span style="font-style:italic"&gt;ben masumum&lt;/span&gt; diye haykırır; &lt;span style="font-style:italic"&gt;çocuk beni tahrik etti&lt;/span&gt; hatta &lt;span style="font-style:italic"&gt;keçi bana beni ister gibi baktı&lt;/span&gt; diyebilecektir. İşin garip tarafı cezadan kurtulmak için yalan söylüyor değiller. Cidden inanarak konuşurlar. Tabi bunlar uç örnekler ama günlük hayatta karşılaşılan ufak kötülüklerde de durum farklı değil. Lakin ben bunu &lt;span style="font-style:italic"&gt;minareyi çalan kılıfını hazırlar&lt;/span&gt; olarak düşünmüyorum. Yani kişi &lt;span style="font-style:italic"&gt;ben kötülük yapacağım&lt;/span&gt; diye karar verip savunma hazırlıyor değil. Bence çeşitli sebeplerle düşünmeden kötülüğü yapıyor. Ve rahatlayınca, düşünceler aklına hucum etmeye başlayınca beyin hemen kendisine bir savunma hazırlıyor. Çünkü hiç bir insan kötü olmayı kaldıramaz, benim savunduğum bu. Kişi kötülüğü öyle ya da böyle yaptıktan sonra zihin sağlığını koruyabilmek için kendisini aslında kötü biri olmadığına inandırıyor. &lt;/font&gt;&lt;p&gt;&lt;font size=3&gt;Biz insanlar kötü olmamız için yaratılmadık. Sadece benciliz ama zaten asıl kötülük de bencillik değil midir..?                                                     &lt;span style="font-weight:bold;font-style:italic"&gt;~Özhan Sözer&lt;/span&gt;&lt;/font&gt; &lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+K%c3%b6t%c3%bcl%c3%bck&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1129.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1129.entry</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 08:30:46 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1129/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1129.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-01-28T08:33:52Z</dcterms:modified></item><item><title>Best Video Game Intros</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1128.entry</link><description>&lt;p&gt;&lt;font size=3&gt;Some of the best action packed cinematic intros of video games with you tube links in no particular order: &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;strong&gt;Mech Warrior 4&lt;/strong&gt; &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;I have contact with main enemy force inside centeral courtyard... I'll delay them here as long as I can.&amp;quot;&lt;/em&gt; &lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;div style="text-align:center"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Mech Commander 1&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Commander, this is a dead end. I dont have jump jets.&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Descent FreeSpace 1&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Oh my god, they're here. We all dead!&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Final Fantasy 8&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;I'll be here, waiting for you...&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Fallout 1&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;War... War never changes&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;WarHammer 40k Dawn of War&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;For the emperor..!&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Diablo 2&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Why did I follow him? I dont know... All I know is... I had to follow him. From that moment, we travelled together east, always into the east.&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Front Mission 4&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kill Zone&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;I have rebuild our nation, I have rebuild our strength and I have rebuild our pride.&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Red Alert 2&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Welcome to New Moscow&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Honorable &lt;/u&gt;&lt;u&gt;mentions&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt; 
&lt;p&gt;Warcraft 3 Trailer 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;The fate of the world is in your hands.&amp;quot;&lt;/em&gt;  Yeah, right... 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;Kill Zone 2 Trailer 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Holy s**t, is this in game graphics!?&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;StarCraft Brood War Trailer 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Those who are about to die... We salute you.&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;Bio Shock Trailer 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;So I ask you, my friend. If your life is prized, would you kill the innocent? Would you sacrife your humanity... We all make choices, in the end our choices make us!&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;
&lt;p&gt;Ace Combat 6 Trailer 
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;You have to leave now, get as far away as you can. They're coming from the skies.&amp;quot;&lt;/em&gt; 
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="display:none"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Best+Video+Game+Intros&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1128.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1128.entry</guid><pubDate>Sat, 26 Jan 2008 10:50:15 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1128/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1128.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-01-26T10:52:45Z</dcterms:modified></item><item><title>Son Günah</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1123.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Kenara çekil sensei, ben de eski günler hatırına canını bağışlayayım.&lt;/em&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Karşısındaki bu yaşlı adam onunla yıllardır arzuladığı güç arasında geriye kalan tek engeldi.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Hayır&lt;/em&gt; dedi yaşlı adam, net ve gür bir sesle.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Adamın kararlılığı onu eski günlere, hocasına hayran olduğu o yıllara götürdü.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Karşında artık zayıf ve muhtaç öğrencin yok. Bu dövüşü kazanamazsın.&lt;/em&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Biliyorum&lt;/em&gt; dedi yaşlı adam, sanki olağan bir sohbet yapıyordu.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Çekil... Canını kurtar!&lt;/em&gt; Bağırıyordu. Konuşan hocasına hayran bir çocuktu, aslında derinlerde bu kavgadan kaçmak isteyen kendisiydi.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;em&gt;Shogun beni affetsin, sana hiç birşey öğretememişim. ShinTao keşişlerinin öğretilerini bilseydin çekilemiyeceğimi de bilirdin.&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Kendisine patronluk taslaması onu sinirlendirmişti. Katanasını çekti ve üzerine yürüdü.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Haykırdı,&lt;em&gt; yaşamından aptalcasına vazgeçen biri ölmeyi hakeder.&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Kılıçını savurdu ve dövüş başladı.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;İki taraf da kendisini tutmuyordu, acımasızca birbirlerine saldırıyorlardı. Ama onun üstünliği bariz belliydi. İkisi de biliyordu, az sonra yaşlı adam ölecekti.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=3&gt;Ve böylece ihanet tamamlanacak, kalbi tamamen kararacaktı. Dönüşüm bitecekti. Kilometrelerce uzaktan karanlık sanatlar ile onları izleyen bir çift göz böyle düşünüyordu ve kıkırdadı; &lt;em&gt;hırs en sevdiğim günahtır...                                      ~Özhan Sözerr&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Son+G%c3%bcnah&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Edebiyat</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1123.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1123.entry</guid><pubDate>Tue, 08 Jan 2008 09:04:19 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1123/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1123.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-01-08T09:10:24Z</dcterms:modified></item><item><title>Hayatın Anlamı</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1120.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Hayvanların yavruluk dönemlerini özlem ile anıp anmadığını ya da geleceğe kaygı ile bakıp bakmadığını bilemeyiz. Ama şu kesin ki dünyada sadece&lt;strong&gt;&lt;em&gt;*&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; insan geçmişiyle bütün yaşıyor. Bizi hayvanlardan ayıran en önemli özellik bence bu. Bügün doğan bir insan kendisinden önce yaşamış tüm insanların bilgi birikimi ve mirası ile yaşama başlıyor. Binlerce sene önce doğanlara da insan diyoruz ama kuşku götürmez ki yeni doğan insan öncekinden daha üstün bir canlı.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Bence yaratılışın amaçı da bu, yani hayatın anlamı &lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;:-)&lt;/font&gt;&lt;/em&gt; İnsan ırkı tabiri caizse yaratılmadı, hala yaratılmakta. Nasıl dünya gezegeni bir el çırpması ile değil de dikkatlice planlanmış bir bilardo vuruşu gibi dizi olaylar sonuçu bir süreç içinde yaratıldı ise insan yani en azından gerçek insan yaratımı için de yapılan vuruş devam ediyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Kutsal metinleri düşünün, insanın ataları &lt;font size=2&gt;&lt;em&gt;(Adem&amp;amp;Havva)&lt;/em&gt; &lt;/font&gt;dünyaya neden gönderildi. Kusurlu oldukları ve olgunlaşmaları için. Ve bu ıslah süreçi, projenin mükemmelleştirilmesi süreçi hala sürüyor. Dünyadaki herşey insanı kusursuzlaştırmak için.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Ve bu süreçte üzerimize düşeni yapıyoruz. Edindiğimiz dersleri bir sonraki nesile aktarıyoruz. Onlar da kaldığımız yerden devam edebiliyorlar ve yeni gelişmeler ile kendi çocuklarına aktarıyorlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Yaşamda bize verilen görev, yaşamın amaçı &lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;en basit tabir ile &lt;/font&gt;&lt;/em&gt;neslin devamını sağlamak. Ama hayvansal bir içgüdüyle &lt;em&gt;yapabildiğin kadar çok çocuk yap&lt;/em&gt; şeklinde değil! Neslin devamı... bir sonraki aşamaya geçebilmek için bilinç evriminden bahsediyorum.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Hayvanlar yuvalarını çocuk yapmak için kurarlar, çiftleşme mevsimi bitince de yuvalar dağılır. Çünkü amaç neslin niceliğini sürdürmektir.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;İnsanlar yuvalarını çocuk yetiştirmek için kurarlar &lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;(yoksa başka bir şey miydi :-) &lt;/font&gt;&lt;/em&gt;Atalarından öğrendiklerini ve kendi çıkarımlarını ömürlerinin sonuna kadar çocuklarına yüklemek için uğraşırlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Yüzyılarca süren ve biliminsanından biliminsanına devredilen bir deney-araştırma düşleyin... Amaç ürünü kusursuzlaştırmak, olabilecek en harika şekle sokmak.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Kısacası dünyaya gönderilişimizdeki amaç hem kendi ruhumuzu ıslah etmek hem de neslimize, dünyamıza olumlu katkıda bulunmak. Biliminsanı, edebiyatçı, sanatçı olursun milyonlara ilham olursun... Öğretmen, yasa koyucu, program sunucusu olursun bilgiyi milyonlara açarsın... Ya da herkes için mümkün olan diğer seçenek, ebeveyn olup bir insan yetiştirsin.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=3&gt;Bence bu yüzden insanların içinde adetlerini-örflerini, deneyimlerini-kazanımlarını devam ettirebilecek bir çocuk yapma arzusu var.                                        &lt;strong&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting"&gt;&lt;em&gt;-Özhan Sözer&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=1&gt;*Bir belgeselde fillerin fil kemiklerini diğer hayvanlarınkınden ayırıp hortumları ile okşadığını izlemiştim.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Hayat%c4%b1n+Anlam%c4%b1&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1120.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1120.entry</guid><pubDate>Tue, 01 Jan 2008 07:16:30 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1120/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1120.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-01-01T07:17:45Z</dcterms:modified></item><item><title>Olamaz, bir canavar yaratmışız!</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1101.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Eğer bu kağıdı bulduysan, okuyorsan... ah ne kötü. Bu başarısız olduğum anlamına geliyor. Ama hala umut var, en azından sen geldin.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Kağıdı okuyan kişi, artık üzerinde büyük bir sorumluluk var. Eğer birazdan okuyacaklarını yapamayacaksan, yeterince güçlü değilsen... zaman kaybetme ve bu mektubu yapabilecek birine ulaştır.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Planımın ne kadarını gerçekleştirebildim bilemem, sana hepsini anlatacağım. Sen benim düştüğüm yerden devam etmelisin. O, yok edilmeli. Bu çok önemli. Zamanında onu durduramadık ve şimdi belli oluyor ki bu sefer de başarısız olmuşum.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;İnsanın planına başlamadan başarısız olduğunu düşünmesi ümit kırıcı ama bu mektup sigorta olacak.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Birincil jeneratörü devre dışı bırakmayı başardım, bu benim çok işime yarayacak karanlığı sağladı ama tek patlayıcımı da harçamış oldum. Beyin şimdi kalan tüm enerjisini canlılığını korumak için harcıyordur. &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Yine de ele geçirdiği robotlar hala onun emrinde koridorları turluyorlar. Onları atlatabileceğimi düşünüyorum, tek korkum EDTA modeli... onun ısıya duyarlı bakışlarından gizlenemem.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Neyse, öncelikle B katına gitmeliyim, oradaki malzeme odasında 3 adet patlayıcı var. Sadece bir tanesi bile işimi görür. Deponun şifresi 48624.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Asansörler çalışmıyor, servis merdiveni ise tutuluyor. Mutfak bölümünün havalandırmasını deneyeceğim, oradan aşağı katlara inebilirim ama temizlik robotuna dikkat etmeli, silahlı olmasa da varlığımı Beyin'e bildirebilir.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Eğer B katındaki patlayıcılara ulaşırsam, ardından C bölümüne geçmeliyim, Beyin orada. Ne yazık ki oraya sadece askeri personel ve Dr. Otto girebiliyordu. Zavallı profosör, cesedi hala ofisleri brifing odasına bağlayan koridorda duruyor. Umarım kartı hala üzerindedir.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;EDTA kesin C bölümündedir, şanslıysam da Beyin'i koruyordur. Çünkü ben Beyin'e gitmeyeceğim, hayır, kimyasallar deposuna ulaşmak daha kolay olacaktır. Ve oradaki bir patlama, zincirleme patlamalar ve üm bölümü saran bir yangın çıkaracaktır.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Elbet de fiskiyeler devreye girecek bu yüzden önce zemin kata uğramalı, ana su vanasını kapatmalı. Şebekenin içinde kalan su yangını söndürmeye yetmeyecektir, yani umarım.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Bunları başarsam bile Beyin hayatta kalacaktır. Yangın duvarları aşıp onun bulunduğu o küçük odaya ulaşmayacaktır. Ama en azından dış dünya ile bağlantısını sağladığı tüm yollar kavrulmuş olacak. Beyin'in hayatta kalması bir risk ama en azından böylece dünyaya açılamıyacak, umarım bu yeterli olur.                    &lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting"&gt;-&lt;font size=2&gt;Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Olamaz%2c+bir+canavar+yaratm%c4%b1%c5%9f%c4%b1z!&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Edebiyat</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1101.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1101.entry</guid><pubDate>Sat, 17 Nov 2007 19:19:30 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1101/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1101.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-11-17T19:19:30Z</dcterms:modified></item><item><title>5 milyar insanın 5i de 1 mi?</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1100.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Zamanında katıldığım bir konferansda&lt;strong&gt;*&lt;/strong&gt; arkeolojik kazılar ile de ilgili bir oturum vardı. Konuşmacı bayan Irak işgali sırasında yağmalanan müzeleri anlatıyordu.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Elbette arkeolojinin önemini kavrayabiliyorum. Tarihi kayıtları destekleyen fiziksel kanıt oluyorlar, bizlere atalarımızın yaşam standartları ve kültürleri hakkında ışık tutuyorlar. Yani bize öğrettikleri bilgi değerli ama kendileri..? Yani kim bilir kaç kazıda kaç tane tarihi kaşık, çanak, ok başı vb çıkmıştır.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Elbette acemi bir arkeolok için onları bulmak bir heyecandır, ilk pratik kazancıdır ama yine de etraftaki müzelere hayrına birer tane dağıtmak dışında ne önemleri var?&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Peki bunları neden yazdım şimdi, çünkü oturumda sunumu yapan bayan bana çok tutkulu geldi. Irak müzelerinden kaybolan ender parçalar için ben de ağıt yakarım ama konuşmacının &amp;quot;ah ne yazık&amp;quot;ları çok daha boldu.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Kendisini köpeği öldü diye gazateye ilan veren insanlara benzettim.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;İlginç bir oturum oldu benim için. Arkeoloji hakkında değil ama insan yapısı hakkında. Koskoca bir profosörün böyle tabiri caiz ise histerik davranması... ufkumu açtı.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Demek ki her katmandan insanda benim asla anlayamayacağım davranışlar ile karşılasacağım. Demek ki şartsız ve yargısız sevmeyi bilmek lazım :) Zaten insan mantık yerine duygusal canlı değil midir?&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;                                                                                                                                                                   &lt;em&gt;&lt;strong&gt;-Özhan Sözer&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=1&gt;*Kocaeli Üniversitesi Felsefe Günleri '07&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+5+milyar+insan%c4%b1n+5i+de+1+mi%3f&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1100.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1100.entry</guid><pubDate>Wed, 14 Nov 2007 06:34:16 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1100/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1100.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-11-14T06:34:16Z</dcterms:modified></item><item><title>1945 Tokyo Bombardımanı</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1099.entry</link><description>&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;  &amp;quot; 24 Eylül 1945'de ABD ordusu Japonya'yı yıpratabilmek için &lt;span style="font-style:italic"&gt;(çevre adaları da kontrol altına alınca menzil içine girmişti)&lt;/span&gt; Tokyo'yu bombardımana tutmaya karar verir. Önce askeri bölgeler hedef alınır ama beklenen etki görülmeyince 3 Mart 1945 yılında &lt;span style="font-style:italic"&gt;(atom bombalarından birkaç ay önce)&lt;/span&gt; bombardımanın amaçı maksimum sivil zayiat sebep olmağa çevrilir. Bunun için özel yangın çıkartan bombalar üretip &amp;amp; test edilir ve ayrıca şehrin boşaltılmasını önlemek için şehir daralan bir çember şeklinde bombalanır. &amp;quot;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Bombardıman öncesi&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;img height=643 src="http://people.sabanciuniv.edu/ficici/tokyo-daikubaku.tr_files/mae.jpg" width=500 border=0&gt;                   &lt;strong&gt;&lt;u&gt;Bombardıman Sonrası&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p align=center&gt;&lt;img height=642 src="http://people.sabanciuniv.edu/ficici/tokyo-daikubaku.tr_files/ato.jpg" width=471 border=0&gt; 
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;  &amp;quot;Savaş bitip de ABD Japon yönetimine hakim olunca bombardıman yapılan bölgede her türlü kazı çalışmaları yasaklandı. 1951 yılında yasak kalkınca toplu gömülmek zorunda kalan cesetler çıkartılıp düzgün anıtlara, aile mezarlıklarına yerleştirilebildi.  &amp;quot;&lt;br&gt;&lt;em&gt;  &amp;quot;Bombardımanın sorumlu ABD komutanı LeMay, 1964 yılında Japonya tarafından Japon Hava güçlerine yaptığı katkılar nedeniyle madalya alır.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;em&gt;
&lt;h3 align=center&gt;&lt;font color="#000000"&gt;&lt;img height=769 src="http://people.sabanciuniv.edu/ficici/tokyo-daikubaku.tr_files/003.jpg" width=1000 border=0&gt;&lt;/font&gt;&lt;/h3&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Yanyana dizilmiş onlarca &lt;span style="font-style:italic"&gt;(erimiş)&lt;/span&gt; cesetin fotoğrafları da var, ayrıntılar için Osman Rahmi Ficici'nin sitesi:&lt;br&gt;&lt;a href="http://people.sabanciuniv.edu/ficici/"&gt;http://people.sabanciuniv.edu/ficici/&lt;/a&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;  Ağır bombardımanların İngilizlerin Almanya'ya, Almanya'nın da İngiltre'ye yaptığını biliyorum ama o bombardımanların ayrtıntılarını, hedeflerini, etkilerini bilmiyorum. II. Dünya savaşı toplu katliam silahlarının yeni keşfedildiği dönemlerdi, ancak II. Dünya Savaşının yıkımları görüldükten sonra bir sivil koruma etiği oluştu, devletler uluslararası antlaşmalar imzaladır. Tabii, bu yeni kuralların gerçekte ne kadar uygulandığı &lt;span style="font-style:italic"&gt;(bk. Vietnam savaşı)&lt;/span&gt; tartışılır. Ama demek istediğim II. Dünya savaşına katılan tüm ordular iğrenç şeyler yaptılar. Sadece güçü fazla olan, daha fazla iğrençlik yapabilme fırsatı buldu &lt;span style="font-style:italic"&gt;(benim naçizane fikrim). Nitekim Japonları da Çinlilerden sormak lazım...                                                                                                         &lt;span style="font-style:italic"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting"&gt;-Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+1945+Tokyo+Bombard%c4%b1man%c4%b1&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1099.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1099.entry</guid><pubDate>Tue, 06 Nov 2007 07:50:55 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1099/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1099.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-11-08T20:22:24Z</dcterms:modified></item><item><title>Bir Ütopya</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1098.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Arthur C. Clarke'in Rama serisinde bir uzaylı ırktan bahsedilir. Yaşam düzenleri bizimkinden farklıdır. Bu ırk tüm kötülüklerin anası olarak cinselliği bellemiştir. Kıskançlık, haset, gösteriş, yalakalık, öfke, intikam... kişiyi şiddete ve bencilliğe iten tüm bu olumsuz duyguların karşı cinse duyulan arzudan geldiğini savunurlar. Ve bilimadamları cinsel arzu öldürecek bir yol bulmuşlardır da.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt; &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Artık medeniyetlerinde cinsellik yok, doğum-üreme ise sadece devlet düzeninin ihtiyaç duyduğu ölçüde laboratuvarlarda yapılıyor. Evlilik kurumu kalmış ama bir iş ortaklığı, kankalık gibi... Birbirleri ile iyi anlaşan canlılar dişi-erkek farketmez, hayatlarını birleştiriyorlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Ayrıca bu medeniyette kişinin tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanıyor ve bu yüzden de tüm bireylerin topluma faydalı olmaları bekleniyor. Kişilerin kredileri oluyor, yararlandıkları her hizmet için kredi kaybederken topluma fayda sağladıkları her şey için de kredi topluyorlar. Devlet vatandaşlarına bu amaçta yardımcı oluyor, herkesi düzende ihtiyaç duyulan, yeteneklerine uygun yerlere yerleştiriyor. Üreme de kontrol altında olduğundan işsizlik, işe yaramazlık durumu pek söz konusu değil ama olur da bireyin kredisi eksilere düşerse devlet onun konumunu inceleyerek artıya geçmesini sağlamaya çalışıyor ama verilen tüm şanslara rağmen kredi eksi kalanlar idam ediliyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Hatta kültürleri öyle kurulmuş ki, kredisi eksi olanlar kendileri teslim oluyor. İdamdan kaçmaya çalışanlar onursuz, yüz karası, bencil kişiler olarak toplum tarafından aşağılanıyorlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Ama bu medeniyet baskıcı değil, vatandaşlarına seçme şansı da tanıyor. Cinselliğin serbest bırakıldığı, devletin her şeye burnunu sokmadığı şehirler de kuruyor. Orada yaşayan kişilerin de devlet her türlü ihtiyaçını gideriyor ama iş bulması konusunda yardımcı olmuyor. Ve yaşamsal tüm gereksinimleri devlet karşıladığı için serbest şehirlerde yaşayanlar da sanata yöneliyorlar. Çalıştığı için kredisi yüksek olan vatandaşlar da serbest şehirlere gelerek sanat eserlerinden faydalanabilmek için sanatçılara kredilerini veriyorlar. Sanatçılar da böylece kredinin artı tarafında durarak yaşam hakkı elde etmiş oluyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Çocuklar yetişkinliğe ulaştığında... Devlet gençleri alıp her iki yaşam biçimini de tarafsız olarak anlattığı kurslara alıyor ve seçim yapmalarını istiyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Medeniyetlerini sürdürmek için somut gereksinimleri sağlayan memurlar, soyut gereksinimleri sağlayan sanatçılar... Bu iki düzen birbirinden ayrılarak daha hatasız çalışmaları amaçlanmış.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;-------&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;font size=3&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;Çok ilginç fikirler değil mi? Bu uzaylılara bir konuda katılıyorum. Yaşam doğuştan gelen bir hak değildir! Kazanmak gerekir. Eğer siz sürekli olarak sizin yaşamanızı sağlayan düzene zarar veriyorsanız, içinde bulunduğunuz topluma zarar veriyorsanız bence yaşamayı hak etmiyorsunuz. Bu bağlamda idam cezasını savunuyorum, yani herkesin &lt;em&gt;&amp;quot;bu adam kötüdür&amp;quot;&lt;/em&gt; diyebildiği insanları öldürmeliyiz hatta sabıka dosyaları dağlar oluşturan insanlar da yeterince &amp;quot;ikinci şans&amp;quot; almışlardır. Ömrünü hırsızlık, gasp, tecavüz, dilencilik, haraç vb suçlarla geçirmiş kişi de yok edilmelidir. Evet belki onu suça iten çocukluğunda topunun inşaata kaçmasıdır ama bu yıllar önce olmuştur ve artık 35 yaşından sonra onu kurtaramayız.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;div align=right&gt;&lt;font size=3&gt;Bu arada uzaylılar cinsellik konusunda da pek haksız sayılmazlar. İlk cinayet de zaten manita olgusu yüzünden değil midir?&lt;br&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting"&gt;-Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=3&gt;:-)   &lt;/font&gt;      &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Bir+%c3%9ctopya&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1098.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1098.entry</guid><pubDate>Tue, 30 Oct 2007 12:34:47 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1098/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1098.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-10-31T20:34:49Z</dcterms:modified></item><item><title>Satranç Oynayan Türk Robotu</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1018.entry</link><description>&lt;div align=center&gt;Aslında başlık tam gerçeği yansıtmıyor :) &lt;br&gt;&lt;br&gt;1770 yılında Macar bir teknik adam kendi kendine satranç oynayabilen (ve insanları yenen) bir makine yaptığını iddaa etmiştir. Makina; Türk kıyafetleri giydirilmiş, bir elinde de nargile tutan ve diğer eliyle de masadaki satranç taşlarını hareket ettiren bir mankendir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Merakınızı kamçılayabildiysem, &lt;br&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Satran%C3%A7_Oynayan_T%C3%BCrk_Otomat%C4%B1"&gt;&lt;u&gt;&lt;font color="#000000"&gt;http:­/­/tr­.wikipedia­.org­/wiki­/Satran%C3%A7_Oynayan_T%C3%BCrk_Otomat%C4%B1&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/a&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;tıklayın burdan ayrıntıları okuyun, papağanlık yapmıyayım. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ben şahsen kandırmacayı dahice buldum. Yıllarca insanları kandırmışlar, kimileri büyülü mu, şeytan girmiş falan bile demiş. Bu satranç oynayan Türk düzeneği hakkında kitaplar yazılmış, sırrını çözmeye çalışmışlar. Gerçeği düzenek saklandığı müzede yanınca onun en sonki sahibi anlatmış. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Macar mühendisin Türk karekterini seçmesi de hoş bir ayrıntı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Turk"&gt;&lt;u&gt;&lt;font color="#000000"&gt;http:­/­/en­.wikipedia­.org­/wiki­/The_Turk&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/a&gt; &lt;br&gt;Bu adreste daha ayrıntılı anlatılmış. &lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Satran%c3%a7+Oynayan+T%c3%bcrk+Robotu&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1018.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1018.entry</guid><pubDate>Sat, 15 Sep 2007 18:31:18 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1018/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1018.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-09-15T18:31:18Z</dcterms:modified></item><item><title>Cinsiyetlerin Saçları</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1013.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;İnsanoğlunun bilimsel ilerlemede motivasyonu &lt;em&gt;ihtiyaç duyma&lt;/em&gt; olmuş. Bir şey ne kadar basit olsa da ihtiyaç duyuluna kadar icat edilmemiş. Bilimsel ilerlemede kullanılan yöntem ise hep deneme-yanılma olmuş.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;Şimdi her şeyin icat edilmek zorunda olduğu o çok eski zamanları düşleyin. Ve kesici aletlerin bitkileri-hayvanları kesmek için yeni icat edildiği ve sadece keskin taşlardan ibaret olduğu zamanları... İşte öyle bir zamanda moda anlayışı yoktur çünkü daha ihtiyaç duyulmamıştır. İnsan neden saçını kessin ki? Üstelik aletlerin ilkelliğinden saç kesimi de o kadar rahat bir iş olmasa gerek. Böylece iki cinsiyet de saçlarını uzattılar ama kısa bir süre için çünkü erkekler ava çıkmaya başlayınca saçlarından rahatsız oldular hele bir de insanlar arası kavgalar başlayınca uzun saç dezavantaj olmaya başladı. Bu yüzden hep &amp;quot;atlayıp zıplayan&amp;quot; erkek cinsiyet saçlarını kesme ihtiyaçı hissetti. Kadınlar ise luzum görmediklerinden kesmediler.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;Aradan kim bilir kaç yıl geçti. Erkeklerin kısa, kadınların uzun saçlı olması alışkanlık oldu. Günümüzde bile hala tam yıkılamamış bir alışkanlık.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=2&gt;Aynı şekilde de insanlar çıplak gezemezdi, hayvan postlarından kıyafetler yaptılar. Ama terziliğin de keşfedilmesi gerekiyordu. Bu yüzden inanıyorum ki ilk yapılan kıyafetler tek parça olan dikilmesi basit kıyafetlerdi. Dikiş de ustalassak da başka türlüsüne ihtiyaç duyulmadığı için hep bu tip elbiseler giydiler. Erkekler de kadınlar da eteğe benzeyen tek parça kıyafetler. Ama sonra erkekler savaşmak için ata binmek istediler ve etek problem çıkardı. İşte o zaman pantolon dizaynı icat edildi. Yine hep &amp;quot;atlayan zıplayan&amp;quot; erkek cinsiyeti daha rahat savaşabilsin diye pantolon giymeye başladı. Kadınlar için bir değişikliğe ihtiyaç yoktu, eteklerinden vazgeçmediler.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;Aradan kim bilir kaç yıl geçti. Erkeklerin pantalon, kadınların etek giymesi alışkanlık oldu. Ama bügün de kadınlar erkekler kadar hareketli bir yaşam sürdükleri için pantalonu tercih ediyorlar. Bayanların çoğu sadece o eski alışkanlıklara gönderme yaparak hanımefendi görünmeleri gereken yerlerde etek giyiyorlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=2&gt;Günümüzde cinsiyetlere atanan bir çok davranışın böyle geçmişleri olduğunu düşünüyorum.&lt;br&gt;Tabii bu benim kendi teorim &lt;em&gt;:-)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;em&gt;DipNot:&lt;/em&gt; Geçenlerde kadınlık hormonunun saçın &lt;font size=1&gt;erkeklere oranla&lt;/font&gt; daha iyi uzamasına sebep verdiğini öğrendim. Bu biraz benim teorimi zedeliyor. Demek ki nasıl aslanların dişileri çekmek için yeleleri varsa yaratılıştan da kadınlara uzun saç verilmiş olabilir. Erkeklerin uzun saçlı kadınlara merakı alışkanlık olmayabilir. Ya da böyle bir alışkanlık doğacağını bildiği için Allah hormona böyle bir görev yüklemiş olabilir. Neyse, gerçeği bilemeyiz.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;Ayrıca bir müslüman olarak insanlığın Allah tarafından temel bilgiler verilerek dünyada başlatıldığına inanıyorum ama temel kelimesine de dikkat çekiyorum... &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting" size=2&gt;-Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Cinsiyetlerin+Sa%c3%a7lar%c4%b1&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1013.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1013.entry</guid><pubDate>Tue, 11 Sep 2007 05:41:27 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1013/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1013.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-09-15T18:22:51Z</dcterms:modified></item><item><title>Osmanlı'da Harem</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1012.entry</link><description>&lt;div align=center&gt;Aşağıda yapıştırdığım yazının kaynağı belirtilmemiş, biraz google'ladım ve &lt;em&gt;Prof. Dr. Ahmet Akgündüz&lt;/em&gt;'ün&lt;em&gt; Osmanlı'da Harem &lt;/em&gt;isimli kitabı ile karşılaştım. Belki o kitaptan alıntıtır ama kitabı okumadığım için ben bilemem. Hatırlar mısınız, lise tarih kitaplarında da harem'in eğitim yuvası olduğu 1 sayfalık paragrafta anlatılıyordu ama o kadar romana karşı bir sayfa...&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=2&gt;   Osmanlı'da Harem'in Gerçek Yüzü &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir. Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide  sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı  haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs. yoktur. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem  ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi  anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı kibizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin &lt;br&gt;kitaplarıdır. &lt;br&gt; &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı'nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları &lt;br&gt;öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının  duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini  zaten beklemiyoruz. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Ama anlayamadığımız, bizim  bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı  sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem'in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah  etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça  metinlerin tamamı Kur'an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire'sinin duvarlarında Bakara Suresi 257. ayetinden itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: &amp;quot;Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?&amp;quot;   Sanki adeta Osmanlı  hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler. &lt;/font&gt;&lt;font size=2&gt;Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl &lt;br&gt;bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36  Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar. &lt;/font&gt;&lt;font size=2&gt;Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı'nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar &lt;br&gt;kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış &lt;br&gt;bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, &lt;br&gt;kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;1909 yılına kadar Harem Dairesi'ne padişahtan başka, ancak &lt;br&gt;mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç &lt;br&gt;yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde &lt;br&gt;anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz – hamam sefaları yok. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Peki o zaman &amp;quot;Bu Harem nasıl bir yer?&amp;quot; denilebilir. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan &lt;br&gt;olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok &lt;br&gt;kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına &lt;br&gt;göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki &lt;br&gt;görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir &lt;br&gt;bayanlar mektebidir. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir &lt;br&gt;alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler &amp;quot;Acemi&amp;quot; &lt;br&gt;statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün &lt;br&gt;değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime &lt;br&gt;tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek &lt;br&gt;güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel &lt;br&gt;bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10'u bu &lt;br&gt;guruba girebilir. Bu %10'un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide &lt;br&gt;sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar &lt;br&gt;padişahın özel hizmetlisi konumundadır. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini &lt;br&gt;çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal &lt;br&gt;mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda &lt;br&gt;Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide &lt;br&gt;sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür &lt;br&gt;.Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi &lt;br&gt;geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde &lt;br&gt;dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit &lt;br&gt;yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal &lt;br&gt;otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti. &lt;br&gt;Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki &lt;br&gt;bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla &lt;br&gt;karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı. &lt;br&gt;Öyle ki kitaplar, bu &amp;quot;kazara&amp;quot; karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların &lt;br&gt;yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem'in içinde iken bunlarla dolaştığını &lt;br&gt;yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri &lt;br&gt;bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi &lt;br&gt;unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv &lt;br&gt;vesikaları. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Koca Sultan'ın sitem dolu mektuba cevabı ise; &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&amp;quot;Varın söyleyin Hafsa Sultan'a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız. &lt;br&gt;Gayrısından başkasını gözümüz görmez&amp;quot; olacakdı. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye &lt;br&gt;isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri &lt;br&gt;de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah &lt;br&gt;ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Koca Sultan'ın aziz ruhundan özür dileyerek; &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Kızı anlatır padişahımızın: &amp;quot;........... kumraldı, ela gözlü idi, &lt;br&gt;23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha &lt;br&gt;saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek &lt;br&gt;hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, &lt;br&gt;tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin bütün bu &amp;quot;iltifatı şahaneye&amp;quot; rağmen elâ gözlü &lt;br&gt;dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına &amp;quot;evet&amp;quot; demiyordu. Onun bu şiddetli &lt;br&gt;mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu &lt;br&gt;hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik &lt;br&gt;yoktu..........&amp;quot;. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer &lt;br&gt;tebrikini yapar. Hünkar &amp;quot;Hâlâ inadında devam mısın?&amp;quot; diye sorar. Genç kız &lt;br&gt;gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan &amp;quot; Hem sen bugün ne kadar &lt;br&gt;güzelsin!&amp;quot; der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: &amp;quot;Efendimiz!! Ömrüm &lt;br&gt;oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam. &lt;br&gt;Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak &lt;br&gt;erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı,  yani tamamen bana ait olmasını &lt;br&gt;isterim, aksi halde kimse ile evlenmem.....&amp;quot; &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır. &lt;br&gt;45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta &lt;br&gt;yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Binyediyüzlü yılların başında İstanbul'a gelen İngiltere &lt;br&gt;Büyükelçisi'nin eşi Lady Montague'nin hatıraları batılıların pek hoşuna &lt;br&gt;gitmedi. Hareme girebilen Lady'nin yazdıkları daha önceki ve sonraki &lt;br&gt;batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha &lt;br&gt;sonra Lady Montague'yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı. &lt;br&gt;O'nun ülkesi olan İngiltere'de üstelik de 1800'lü yıllarda, evli bir erkek &lt;br&gt;çok rahatlıkla karısını gazeteye &amp;quot;ihtiyaçtan satılık ev kadını&amp;quot; ilanı &lt;br&gt;vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş &lt;br&gt;bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile &lt;br&gt;saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih &lt;br&gt;edeceklerdi. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek &lt;br&gt;istediğimizi daha da iyi izah edecektir: &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;&amp;quot;Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın &lt;br&gt;bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey &lt;br&gt;düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar &lt;br&gt;ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış &lt;br&gt;oluyor. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür..... Hayatı hiç &lt;br&gt;aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu &lt;br&gt;ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni &lt;br&gt;modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Avrupa'da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına &lt;br&gt;karşı bu kadar namusluca davranılsın. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı &lt;br&gt;gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için &amp;quot;güzel, çok &lt;br&gt;güzel&amp;quot; dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için &amp;quot;güzel&amp;quot; &lt;br&gt;diyebilmesi hâyâl bile edilemez. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu &lt;br&gt;cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları &lt;br&gt;yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi? &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf &lt;br&gt;eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir &lt;br&gt;odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir &lt;br&gt;şey.......&amp;quot; &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Çok zor ve ağır bir konu olan Harem'i böyle bir kaç satırda &lt;br&gt;özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma &lt;br&gt;çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz. &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz: &lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir &lt;br&gt;coğrafyasında sarayına &lt;br&gt;aldığı bir köleden &amp;quot;valide sultan&amp;quot; dediğimiz zamanının &amp;quot;first lady&amp;quot;sini &lt;br&gt;çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz. &lt;br&gt;         Siz biliyor musunuz? &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;
&lt;hr&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;&lt;font size=1&gt;Bu da başka bir yazı:&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;Yine 17. yüzyıl bazı batılı yazarlardan haremin gizliliğinin yaznısıra harem hakkında konuşamların da fanteziler üretmekten başka bir şey yapmadıklarını gözlemlemek mümkündür.&lt;br&gt;&lt;br&gt;     Sarayın, ikinci avluya girmelerine izin verilen yabancıların gidebildiği kadarını gördüm... İçeriyi görmedim. Ama hükümdarlarına karşı huşu duyduklarını gösteren şahane bir sessizlik ve saygı içindeki sonsuz bir görevliler ve hizmetkârlar kalabalığı ile karşılaştım. &lt;em&gt;(Henry Blunt, A Voyage into the Levant, 1638).&lt;/em&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;      Kadınlar dairesine ilişkin bir bölümü buraya, okuyucuya bu daireyi iyi bilmenin imkânsızlığını anlatabilmek için dahil ediyorum... Buraya erkeklerin girmesi yasaktır ve bu yasak Hristiyan manastırındakinden çok daha büyük bir dikkatle uygulanır... Sultanın aşk hayatının niteliği gizli tutulur. Bunun üzerine konuşmayacağım ve bu konu hakkında hiç bir bilgi edinemedim. Bu konuda fantezi kurmak kolay ama doğru bir şeyler söylemek alabildiğine güçtür. &lt;em&gt;(Jean-Baptiste Tavernier Nottvelle Relation de l'interieur du serrail de Grand Seigneur, 1675).&lt;/em&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;     Kardeşim, Osmanlı imparatorlarının sarayı konusundaki merakını herkesten kolay giderebilirim. Çünkü yirmi yıldan fazla bir süredir bu sarayın içine kapalı kalmış biri olarak güzelliklerini, yaşam tarzını, disiplinini gözlemleme zamanım oldu. Çeşitli yabancı gezginlerin bir kısmı dilimize de çevrilmiş olan bir çok fantastik tasvirine inanılacak olursa b sarayın büyülü bir yer olmadığını hayal etmemek güçtür... Fakat sarayın asıl güzelliği içinde gözlenen düzende ve burada yaşayan güçlü kişilerin hizmetine bakacak olanların eğitiminde yatar. &lt;em&gt;(François Petis de la Croix, Ett General de l'Empire Ottoman, 1695).&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=2&gt;***&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=2&gt;...Oryantalistler Doğu haremini çıplak kadın vücutlarıyla resmededursun, Türk tarihçiler onu oldukça farklı algılıyor. Çağatay Uluçay eğitim yuvası olarak görüyor, İlhan Bardakçı ahlak mektebi diyor, Halil İnalcık kadınlar manastırı tanımlamasını getiriyor. Bir başka tarihçi İlber Ortaylı ise çok net bir tanım ortaya koyuyor; &amp;quot;Harem'de önemli olan, gelen kadının en iyi şekilde yetiştirilmesi, eğitilmesi ve izdivaç yapmasıdır.&amp;quot; Türk İktisat Tarihi uzmanı olan Prof. Dr. Hüseyin Özdeğer ise haremin bir atölye gibi çalıştığını ifade ediyor. Osmanlı'da daha çok varlıklı insanların haremleri olduğuna dikkat çeken Özdeğer, &amp;quot;Harem sahibi insanların iplik, dokuma vb. işletmeleri olurdu. Cariye ve içoğlanlar buralarda çalıştırılır, karşılığında kadı tarafından belirlenen yıllık ücretleri ödenirdi&amp;quot; diyor. Özdeğer doçentlik tezi olarak Bursa ilinin 1463—1640 yılları arasındaki tereke defterlerini çıkarmış. Elde ettiği rakamlar ise oldukça çarpıcı. Toplam 3121 kişinin medeni durumları araştırılmış. 1092 evli erkekten sadece 49'unun iki, 2'sinin de üçer karısı olduğu belirlenmiş. 1041 erkek ise sadece bir kez evlenmiş. İkinci evlilikler ise daha çok kadının eşlik görevini yapamaz hale gelmesiyle ya da çocuk doğuramaması gibi nedenlerle yapılmış.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Doğu haremlerini Batıdakinden ayıran bir özellik olarak yaşlılara gösterilen saygıyı örnek veriyor. Batılıların aksine Müslümanlar yaşlandıkları için hiçbir kadına hor gözle bakmamış, ona haremin en saygıdeğer kişisi muamelesini göstermiş. Yani yaşlılıkla birlikte kadınlar yok sayılmamış, onlardan sürekli genç kalmaları beklenmemiş.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;
&lt;hr&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;a href="http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/adem.htm"&gt;http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/adem.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;Topkapı Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere başkasının girmesi yasak anlamında harem denir. Haremde padişahın annesi valide sultan,padişahın hanımı, hasekiler, şehzadeler, padişah kızları, ustalar, kalfalar ve cariyeler bulunurlar. Padişah haremin efendisi, padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi konumundadır.&lt;br&gt;&lt;br&gt; Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır. Fatih döneminden itibaren ise sarayda cariyelerin sayısı oldukça artmıştır.Haremde iki tür cariye bulunmaktadır:Birincisi;hizmetçi konumundaki cariyeler,ikincisi de;eş konumuındaki cariyelerdir.          &lt;br&gt;&lt;br&gt;   Hizmetçi konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı çalışırlardı.Bunlar başkasıyla evli olabilirlerdi. Evli olmayan cariyelerin ise başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar padişahın veya şehzadelerin haremine girebilirlerdi. Başkasıyla evli olan cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti olamazdı. Acemiler,cariyeler(dar anlamda), kalfalar ve ustalar. “Bu dört grup incelenince görülecektir ki,haremdeki cariyelerin %90’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi konumundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında haremde hizmet etmektedirler.&lt;br&gt;&lt;br&gt;             Eş konumundaki cariyeler ise; padişahın nikah yaparak ya da nikah yapmadan karı koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.Bu tür cariyelerin sayısı fazla değildir.Eş konumundaki cariyeler iki bölümde incelenebilir:&lt;br&gt;&lt;br&gt;             Birincisi; azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir. Bunlara haseki sultan veya kadın efendi denirdi. Bunların içinde padişahtan çocuk doğuranlara haseki ünvanı verilirdi. Sayıları yediye kadar çıkardı. Konumlarına göre baş kadın ikinci kadın diye sıralanırlardı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;              İkincisi ise; padişahın nikahsız olarak yaşadığı cariyelerdir. Bunlara ilkbal, gözde ve peykler denir. Kadın efendi olabilecek ilk dört cariyeye gözde, ikbal adayı olabilecek cariyelere de peyk denirdi. Padişahların en fazla dört ikballeri, dört gözdeleri ve dört tane peykleri olabilirdi.Yani ikbal, gözde ve peyklerin toplam sayısı onikiyi geçmezdi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;             Fatih'ten itibaren padişahlar genellikle azadlı cariyelerle evlenmişlerdir. Ahmed Akgündüz padişahların cariyelerle evlenmeyi tercih etme nedenini;bacanak, kayınpeder, sır saklama, akraba tasallutu gibi olumsuz yönleri berteraf etmek amaçlı olabileceğini belirtir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fatih döneminde kurulan harem, cariyelik kurumunun oluşmasında ve gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur. Cariyelik kurumunun oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk kızlarıyla evlenme geleneğini terk ettiler. Kanuni'nin Hürrem Sultan İle evlenmesiyle başlayan cariyelerle evlenme geleneği ikinci Osman tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki padişahlar cariyelerle evlenmeye devam etmişlerdir.&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt; &lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Osmanl%c4%b1'da+Harem&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1012.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1012.entry</guid><pubDate>Tue, 04 Sep 2007 19:03:03 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1012/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1012.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-09-04T19:11:10Z</dcterms:modified></item><item><title>Linux</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1000.entry</link><description>&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Geçen haftasonu en sonunda yedeklerimi aldım ve hazırda bekleyen Linux CDlerimi ortaya çıkardım. Önce Ubuntu ile başlamak istedim ama karşılaştığım bir sorun ile sırayı Pardus kaptı.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Linux ile merak ettiklerim ve kurulumu ile ilgili öğrenmek istediklerimi google'layarak bulamadım. Halbuki ilk akla gelen sorular &lt;em&gt;(bana göre :) &lt;/em&gt;ama sanırım insanları korkutmamak için mi söylemiyorlar &lt;em&gt;;-)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Öncelikle Pardus Ubuntu'ya göre daha süslü, daha göze hitap ediyor. Ayrıca Pardus daha &lt;em&gt;hazır&lt;/em&gt; geliyor. Yani içerisinde daha fazla yüklü programlar ile kuruluyor. Ama Ubuntu görürken, Pardus benim NTFS formatındaki D: diskimi göremedi.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Ayrıca bu Linux'lerin Windows'a en büyük avantajı çok daha hızlı kuruluyor ve bilgisayar açılmaları daha hızlı.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;strong&gt;Ubuntu nasıl yüklenir?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Ubuntu CDmizi bilgisayarımıza taktık, reset attık. En baştaki seçenek ile &lt;em&gt;Kur ve ya Çalıştır&lt;/em&gt; dedik. Ubuntu CDden açıldı. Şimdi masaüstündeki &lt;em&gt;Install &lt;/em&gt;ile kuruluma başlayın. Kurulum sürerken webde surf yapabilirsiniz &lt;em&gt;:-)&lt;/em&gt; Her neyse, adımları yaptınız ve en önemli yere geldiniz. Diske format atma basamağı. Ben kurarken amacım C: diskine format atıp D: diskimdeki dosyalara dokunmamak idi. Bu yüzden &lt;em&gt;manual&lt;/em&gt;'i seçip C:'yi silip tekrar oluşturtum. Ama silinmiş C:'den önce 2gb'lık swap alanı yaptım, kalanı ext3 formatında yaptım.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Evet, Linux Windows'tan farklı bir disk sisteminde çalışıyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Pardus'da partition basamağı otomatik oluyor :)&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Haftasonu Linux'ler ile oynadıktan sonra hevesimi aldım ve XPye geri döndüm.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;strong&gt;Linux Windows farkları&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Linux'de exe yok. Yani internetten indirdiğiniz, dışardan aldığınız CDler bir işinize yaramaz. Gerçi exe çalıştırmak için sistemi kandırmak mümkünmüş, çeşitli hilleler ile ama ne kadarında işe yarar bilmem. Yalnız, exe olmaması korkutmasın. Msn çalışmayacak ama Linux için hotmail hesabınız ile kullanabileceğiniz msn işini gören 3 farklı program var. Ya da Winamp çalışmayacak ama onun işini görecek de bir çok programı var. Yani Windows'un tüm temel programlarının benzeri ve ya daha iyisi var, merak etmeyin.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;strong&gt;Peki Linux'e programları nasıl yükleyeceksiniz?&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Windows'taki gibi program ekle/kaldır benzeri bir ekrana geliyorsunuz. Ve orada dünyadaki tüm Linux'e uygun programların listesi katogeriler ile var. Tıklıyorsunuz ve internetden otomatik indirilip, kuruluyor. Bu listeye bir çok oyun da dahil ama tabii ticari değeri olan oyunlar beklemeyin.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Linux'un Windows'tan farklı bir çok ufak farkı, eklentileri var. Ama en önemli fark yukarıda bahsettiğim.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Son fikrim, eğer oyuncu değilseniz ya da özel bir program kullanmıyorsanız &lt;em&gt;(mesela Photoshop)&lt;/em&gt; yani eşdeğerleri de işinizi görürse Pardus / Ubuntu size Windows'tan daha iyi hizmet verebilir. Özellikle Pardus, içi dolu geldiği için acemi kullanıcılar için biçilmiş kaftan. Ayrıca Linux'ler saldırılar için pek hedef olmadığı için virüs bulaşması, sistemin çökmesi de daha zor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Linux eskiden profoseneller içindi, her işlem için kod yazar gibi işlere kalkışmak gerekiyordu ama şu an ki haliyle Playstation ile PC arası bir şey olmuş. Yani her şey entegra, sistemin parçası, otomatik ve kolay...&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Söylemeden edemiyeceğim, ben Ubuntu'yu daha sevdim &lt;em&gt;:-)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;Şimdiii, önemli bir başka nokta:&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Ben XP'ye geri dönmek için format attığımda büyük bir sorun ile karşılaştım. C: diskimin formatını XP'nin tanımadığı bir sisteme çevirdiğim için D: diskim otomatik birincil partition olmuş. Bu yüzden ben her ne kadar XP'yi eski C:'me yüklemek istesem de sistem D:'yi C: olarak gördüğünden kitlenip kalıyordu. Ve D:'de yedeklerim olduğundan orayı formatlamam söz konusu değildi. Sonunda çözümü bir boot CDsinde buldum, içindeki partition magic programı ile eski C:'mi tekrardan C:'ye dönüştürdüm ve ardından da Smart Fdisk ile de C:'yi yeniden aktif partition yaparak sorunu çözdüm. &lt;em&gt;&lt;u&gt;Hiren's Boot CD &lt;/u&gt;&lt;/em&gt;idi adı da.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=3&gt;Sonunda her şey mükemmel oldu ama çözüm yolunu bulana kadar... neyse :) Aklınızda bulunsun, çözümü yukarda ;) &lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting" size=4&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;-Özhan Sözer&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Linux&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1000.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1000.entry</guid><pubDate>Tue, 07 Aug 2007 19:06:10 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!1000/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!1000.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-07T19:06:10Z</dcterms:modified></item><item><title>Turkey-Hindi Kelimesi Kökeni</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!985.entry</link><description>&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Hindi, İngilizcesi turkey; Amerika’nın en sevilen kuşu nasıl oldu da ismini Türkiye’den aldı?&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Yazan Giancarlo Casale)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;İngilizcesi turkey olan hindi bu ismi nerden aldı? &lt;/font&gt;&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Bu düşüncelerimi karısı Brezilyalı olan komşum ile konuştum.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Bu çok komik...&amp;quot;&lt;/em&gt; diye söze başladı, &lt;em&gt;&amp;quot;Portekizde hindi anlamına gelen kelime 'Peru' ismini taşır. Aynı kuş ama farklı bir ülke.&amp;quot;&lt;/em&gt; &lt;/font&gt;&lt;/font&gt;
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;  &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;Hmm.&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Merakım artmış olarak sorunun kaynağına inmeye karar verdim. Kendime bir Türk buldum ve Türkçe'de ne isim verildiğini sordum &lt;em&gt;&amp;quot;Biz Türkçe'de 'hindi' deriz. Kelime Hindistan’dan gelir.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Olay gittikçe garipleşiyor!&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Bir kaç günümü hindi kelimesini farklı dillerde söylenişini bulmak için ayırdım. Her buluşum ile daha garip bir durum ortaya çıktı. Örneğin Arapcada hindi kelimesi 'Etiyopya kuşu' anlamına gelirken Yunancada 'Gallapoula' ya da 'Fransız kızı' olarak çağırıyorlar. İtalyancada hindi 'Tacchino' olarak çağırılıyor. Anlamı sadece kuş demek fakat bazı tanıdıklarım başka bir kelimeden bahsettiler. İtalyada mısıra &lt;em&gt;(...ki herkes Amerika kıtasından dünyaya yayıldığını bilir)&lt;/em&gt; 'Grano Turco' ismi kullanılırmış, anlamı 'Türk Tahılı'. Böylece işte gene Türkiye’ye geri döndük! Durum yeterince karışık değilmiş gibi Türk arkadaşım bir de şu bilgiyi ekledi: Türkçede 'mısır' kelimesi tahıl anlamına gelirken aynı zamanda ülke 'Mısır' anlamına da geliyormuş!&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Umutlarımı yitirmeye başlamışken birden tüm bu yiyecek–ülke isimlerinde ki karışıklığı yavaş yavaş anlamaya başladım. Fransada hindi anlamına gelen kelime 'Dinde' yani 'Hindistandan gelen...' tıpkı Türklerde olduğu gibi. Almanca ve Ruscada da kelimenin anlamı aynı. Görünüşe göre bu aşamada ihtiyacım olan bilgi, hindinin Hindistanda nasıl çağrıldığını bulmak….&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt; &lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Eski bir Hintli arkadaşımı arayıp sorumu sordum.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Ah...&amp;quot;&lt;/em&gt; dedi, &lt;em&gt;&amp;quot;Bizim ülkemizde hindi yoktur. Amerika’dan buraya gelmiştir, herkes bunu bilir.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Evet, biliyorum ama ne olarak çağırırsınız?&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Hmm... öyle bir kelime yok ki!&amp;quot;&lt;/em&gt; dedi.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Pek yardımı olduğunu söyleyemem. Ama ben inatla devam ettim:&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Mutlaka bu hayvan için bir kelimeniz olmalı. Diyelim ki bir Amerikan filmi seyrediyorsunuz, İngilizceden tercüme edilmiş ve oyuncu hindi kelimesini söyledi. Ne derdi?&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Hmm sanırım bu durumda Amerikalıların kullandığı gibi 'turkey' derlerdi. Dediğim gibi bizim bunun için bir kelimemiz yok.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;İşte gene çıkmaz bir noktaya ulaştım...&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;  &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Çok geç farkettim ki bu sorunun cevabı benim limitli kaynaklarım ile ulaşabileceğim kadar kolay bir konu değil. Görünüşe göre ciddi olarak profesyonel yardıma ihtiyacım var. Bu durumda Harvard Üniversitesi’nde Profesör Şinasi Tekin’den randevu aldim. Dünyaca tanınmış olan Sinasi bey Turk dili uzerinde uzman. Bana yardim edebilecek tek kisinin Prof. Tekin olduguna karar verdim.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;  &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;Prof. Tekin bilge, babacan yuz ifadesi ve beyaz sakali ile insanda cok bilgili oldugu hissi uyandiriyor. Cevresinde bir suru kitap ust uste yigilmis... Umarım bu kitaplar benim soruma bir cevap veriyorlardır. Kendimi tanıttım, sorumu sordum ve heyecanla Prof. Tekin’in bana yanıt vermesini beklemeye başladım.&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;  &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Türkiye’de kırsal alanlarda ismi ‘Culluk’ olan bir kus bulunur. Hindiye benzer ama çok daha küçük ve eti çok daha lezzetlidir. Amerika’nin keşfinden çok önce İngiliz tacirler bu lezzetli kuşu çoktan keşfetmişler ve İngiltere’ye ihraç etmeye başlamışlardı bile. 'Çulluk' burada çok popüler oldu ve 'Türk kuşu – Turkey bird' ya da kısaca Turkey olarak bilinmeye başlandı. Sonra İngilizler Amerika’yı keşfettiklerinde orada ki hindiyi bizim çulluk ile karıştırdılar ve o kuşu da 'Turkey' olarak çağırmaya başladılar. Fakat diğer insanlar bu kadar kolay aldanmadılar, nitekim kusun Amerika’dan geldiğini biliyorlardı ve 'Peru kuşu – Peruvian birds', 'Hint kuşu – India birds' ya da 'Etiyopya kuşu – Ethiopian Birds' gibi isimler verdiler. Farkederseniz 'India, Peru ve Ethiopia' kelimelerinin hepsi 'Yeni Dünyaya&amp;quot;'verilen isimlerdir.&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; &lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;Sonuçta Amerika hindilerini dünyanın her yerine ihraç etmeye başladı, hatta Türkiye’de bile insanlar hindi yemeye başladılar ve lezzetli kuşları çulluğu unuttular bile. Bu üzücü bir durum çünkü çulluk gerçekten de çok daha lezzetli bir kuştur.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt; 
&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=3&gt;Nihayet yolculuğum burada sona ermişti...&lt;/font&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Turkey-Hindi+Kelimesi+K%c3%b6keni&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Tanıtım / Inceleme</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!985.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!985.entry</guid><pubDate>Fri, 20 Jul 2007 09:57:34 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!985/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!985.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-07-20T17:11:26Z</dcterms:modified></item><item><title>Sitemi Kimler Geziyor</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!980.entry</link><description>&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;MsnSpace'in sunduğu bir hizmet de istatistik sayfası. Oradan space'inizde toplam kaç sayfa görüntülenmesi olmuş ya da ne zaman, hangi adresten tıklanarak space'inize gelinmiş görebiliyorsunuz.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Bazı çok ilginç veriler de elde ettim bu sayede.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Mesela her gün en az 20 kez &lt;em&gt;Kız Kumu - Marmaris &lt;/em&gt;yazıma birileri google'dan arama yaparak geliyor. Tamam, şu an yazdayız, tatil sezonu ama yine de bana ilginç geldi. Demek ki baya meşhur ve ya merak ediliyor bu Kız Kumu...&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;En çok hit alan diğer yazılarım da &lt;em&gt;Japoncanın İlginç Yanları&lt;/em&gt;, haftada bir kaç kez birileri Japonca ile ilgili bir şey aratıyor google'da ve benim yazımı buluyorlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Ayrıca &lt;em&gt;Karınca İstilası &lt;/em&gt;yazım da karıncalar ile derdi olan insanların google aramaları sonuçu ile sık sık hit alıyor.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Meşhur &lt;em&gt;Ne Kadınlar Sevdim&lt;/em&gt; şiiri de az hit alanlardan değil...&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Bir kaç kez de tahminen morali bozuk olan arkadaşlar google'a çok çirkinim ve ya ne kadar aptalım yazarak benim &lt;em&gt;Acaba Aptal mıyız &lt;/em&gt;yazıma ulaşmışlar.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Sakın google'a kız ve ya kız arkadaş yazarak benim &lt;em&gt;Kız Arkadaş &lt;/em&gt;adlı fıkra yazıma ulaşan yalnız kalpleri de unutmayalım.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Uzay ile ilgili araştırma yapanlar insanların &lt;em&gt;Süperman'a Farklı bir Bakış &lt;/em&gt;yazıma tıkladıklarını da pek çok gördüm.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;ÖSS sonuçları ve tercihleri zamanında da &lt;em&gt;Çevre Mühendisi Nedir &lt;/em&gt;yazım baya hit aldı. Eğer doğru karar vermelerine yardımcı olduysam ne mutlu bana.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;Ah keşke zamanında not etseydim, çok garip aramalar ile space'ime tıklayanlar olmuştu. Hmm, nasıl desem... Aynen bir soru yazan, ya da basit bir kelimeyi bile düzgün giremeyen, komik şeyler aratan. Bir daha rastlarsam not ederim, söz &lt;em&gt;;-)&lt;br&gt;&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;font face="Lucida Handwriting, Cursive" size=4&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;-Özhan Sözer&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=4&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=2&gt;Saat 16 itibari ile bügünkü &lt;em&gt;&lt;font size=1&gt;(19 Temmuz)  &lt;/font&gt;&lt;/em&gt;verileri:&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;span&gt;Toplam sayfa görünümleri:&lt;/span&gt; &lt;span&gt;10926&lt;/span&gt; &lt;span&gt;     &lt;/span&gt; &lt;span&gt;Bugünün sayfa görünümleri:&lt;/span&gt; &lt;span&gt;31&lt;/span&gt; &lt;span&gt;     &lt;/span&gt; &lt;span&gt;Bu haftanın sayfa görünümleri:&lt;/span&gt; &lt;span&gt;230&lt;/span&gt; &lt;span&gt;     &lt;/span&gt; &lt;span&gt;Bir saat içindeki görünümler:&lt;/span&gt; &lt;span&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span&gt;
&lt;div align=left&gt;
&lt;hr&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;em&gt;13 Ağustos - Güncelleme&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;İşte kenara not ettiğim, benim siteme tıklamaları ile sonuçlanan bazı garip aramalar:&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;takışan köpekler&lt;br&gt;kazığa oturan adamın resmi&lt;br&gt;çinlilierin kendini öldürme şekli&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;strong&gt;Hiçbir yorum yapamıyacağım!&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;Bu arada &amp;quot; &lt;em&gt;m&amp;amp;m nerede bulunur &lt;/em&gt;&amp;quot; Hmm, sanırım şekerlemeden bahsediyor. Google'in benim siteyi göstermesi ise Might and Magic bilgisayar oyunundan bahsetmemdi.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;Ve ayrıca &lt;em&gt;FRP Nedir&lt;/em&gt; yazıma kimsenin tıklamaması beni üzüyordu, sonunda biri tıklamış. Umarım camiaya birini daha kazandırmışımdır &lt;em&gt;;-)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&amp;quot; &lt;em&gt;parlayan harfler &lt;/em&gt;&amp;quot; Bu aslında gayet normal bir arama, ama hoşuma giden Rus google'indan bir gurbetçimiz aramış.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;Ayrıca &lt;em&gt;Sakarya tren saatlerini &lt;/em&gt;arayanlar da benim tren hatlarındaki komik olaylarımı denk düşmüşler.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;em&gt;supplication parcasının türkçe anlamı&lt;br&gt;schweppes tonıc water nedir&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=right&gt;&lt;font size=3&gt;aramaları ile gelen arkadaşlar ise google'in gazabına uğramışlar çünkü sitemde bu konular hakkında hiç bir şey yok.&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=left&gt;&lt;font size=3&gt;Bunu çok merak ediyorum &lt;em&gt;MARMARİS OXYGEN &lt;/em&gt;aratması. Acaba Kız Kumu hakkındaki blog girdim meşhur oldu da, ağızdan ağıza mı geziyor. &lt;em&gt;&amp;quot;Abi, oxygen ve marmaris yaz google'a hemen çıkıyor...&amp;quot;&lt;/em&gt; gibisinden yoksa ben mi havalara giriyorum &lt;em&gt;:-)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;font face="Comic Sans MS" size=4&gt;-Özhan Sözer&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=-7702375186669746326&amp;page=RSS%3a+Sitemi+Kimler+Geziyor&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=0ksijen.spaces.live.com&amp;amp;GT1=0ksijen"&gt;</description><category>Felsefe</category><comments>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!980.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!980.entry</guid><pubDate>Thu, 19 Jul 2007 13:02:53 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://0ksijen.spaces.live.com/blog/cns!951BAA939FC4476A!980/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!980.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2007-08-18T16:41:00Z</dcterms:modified></item><item><title>Tren Dumur Anıları</title><link>http://0ksijen.spaces.live.com/Blog/cns!951BAA939FC4476A!929.entry</link><description>&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;Kaynak:&lt;/em&gt; &lt;a href="http://www.kouforum.com/forums/index.php?showtopic=329"&gt;http://www.kouforum.com/forums/index.php?showtopic=329&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;font size=3&gt;BAŞINIZA BİR İŞ GELMEDEN GEÇİRDİĞİNİZ BAŞARILI YOLCULUKLAR İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;font size=2&gt;KOU öğrencilerinin Haydarpaşa-İzmit hattı arası tanık oldukları ilginç anılar... Bu anılar KOUforum’dan derlenmiştir. Gidin oradan aslını okuyun, tüm geyiğe hakim olun. &lt;em&gt;(Ama ne yazık ki site kapandı.)&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;font size=2&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Sağa sola durmadan küfür eden deli kadından, kapkaç yapanına, o vagonun sonundaki daracık boşlukta 19 kişiyi sığdırmalara...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* İzmit’den İstanbul tarafına gidiyoruz, tren DilOvası’ndan hareket etti... hafif hızlandı. Vagonun tek kapı bulunan kapı boşluğunda ise 2 kadın ve 1 de delikanlı vardı. Birden kadın bağırdı ki baktık delikanlı kadının kolundaki çantayı alıp kapıdan dışarı atlamış...sonrası meçhul...ne çanta var ortada ne de delikanlı... &lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* İki sivil polis, ihbar üzerine bütün treni aradıktan sonra bizim bulunduğumuz vagon arasına gelerek topladıkları çakı, bıçak, tırnak makası vs. gibi şeylerle bize şaka yapıp kendi çaplarında eğlenmişlerdi.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Birileri sivil polisiz diye yaşlı bir çifti arama bahanesiyle soymuşlar, dikkat edin.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Vagon sonunda küçük boşlukta 19 kişi rekoru bana aittir... Hiç kimseye tavsiye etmiyorum, üstelik önünüzde bir bayan ve yanında manyak kocası varken; hareketsiz eller havada nasıl durduğumu bir ben bilirim.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Pazar gecesi Hereke’ye son trenle dönerken, tren Dilİskelesi’nde durduğunda karşımda oturan çocuk küfür ede ede içeri girdi... Meğer tren durmadan adamın biri “telefonunu verir misin? Benim kartı takıp hemen birini arayacağım.” demiş. Bu saf da vermiş. Tren durduğunda adam silahını gösterip “peşimden gelme” demiş ve telefonu alıp gitmiş... Çocuk zaten peşinden gidemiyordu, trende bir sürü eşyası vardı... sinirinden ağladı....&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Hafta içi trenle okula gittiğim bir sabah tren Gebze’de durdu, hareket etmedi... Dışarıda bir kargaşa oldu... Yaşlı adam, iri yarı bir adama bağırıyordu. Koluna da yapışmış “paramı sen çaldın, ver” diyordu... Adam “yok, mok” dedi. Baktı olmıyacak... bir kaç kişiyle işaretleşip parayı yere attı... Amcaya da “bak amca yere düşmüş” dedi, pişkin pişkin...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Tren geldi, hepimiz bindik ve tam yer arama telaşıyla oradan oraya yürümeye yeltenmişken önümüzdeki cam şangırrr diye trenin içine doğru patladı...cam öyle bir patladı ki bazılarının orası burasına isabet etmiş...birkaç Derbentli çocuk eline taşları almış sıra sıra atıyorlarmış meğer cama... Ondan tam bir hafta sora ne hikmetse aynı olayı tekrar yaşadık ama bu sefer camı kırmayı beceremediler, sadece çatlattılar... Eminim bu tatilde camı kırma etütlerini hızlandırmışlardır bizim hınzır Derbent çocukları...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Hukuktan büt.e kalmıştım, o sabah istasyona gittim ki trenler çalışmıyor, greve girmişler. Neyseki sadece 5dk geç kaldım ama sınavdan kalmadım.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Birgün arkadaşımla içeri girdim oturmak için baktım vagon boşluklar var ben de gidip birinin yanına oturdum ama yanına oturduğum kişi serserinin biri çıktı. Yanında 2 arkadaşı daha vardı; sürekli küfür ediyorlardı. Ama asıl anlatmak istediğim arkada oturan adamın tipi cinayet filmlerine konu olabilecek derecede korkunçtu... cidden abartmıyorum 3 sene hatta liseyi de göz önüne alırsak 5-6 sene trenlerde yolculuk ettim ben böyle bir tipi hayatımda görmedim. Herif bariz “ben katilim” der gibisinden etrafa bakıyordu. O bakınca herkes oturduğu koltuğun içine gömülüyordu. Şansım varmış benim yanımda oturan yanımdan kalktı onlarda trenden indi. Ama trende bir kadın vardı korkudan altına edecekti.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Arkadaşımla İstanbul’a gideceğiz ama ikimizin de parası yok, bende tren bileti var, onda yok. Trende istasyonlarda inip inip biletçiden kaçtık ama nereye kadar... Yakalandık, ben bielti gösterdim, arkadaş “bilet yok para da yok” dedi. Bize bağırdı, çağırdı sonra gitti...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* İzmit’den Hereke’ye dönecektim, para da çekemedim. Acele ile trene bindim. Bir durak kala adam geldi, dedim “para yok”. “Eli yüzü düzgün çocuksun ama bir dahakine böyle şanslı olamazsın” dedi&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;br&gt;* Bir gün yine trenin tıklım tıklım olduğu bir vakit sanayiden işinden çıkmış bir adam yer bulamayınca 4lü masaların yanına kendi taburesini koydu, oturdu. Ama ne bilsin 4lü masalarda oturan kadınların çirkef çıkacağını! Herife yüklendikçe yüklendiler sanki adam onları taciz ediyormuşçasına! İyi ki herif sesini çıkarmadı, terbiyeli davrandı! Adam dediğimde 55--56 yaşlarında bir işçi, öyle küçük biri değil! En sonunda dayanamadı, dedi ki &amp;quot;bizim orda da senin gibi bir deli kadın vardı. Herkes bıkmıştı ondan, en sonunda öldü&amp;quot;. Tabi trende komple sırıtmalar gülmeler&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Sabahın köründe yine Derbent’e doğru gidiyoruz. Trende kızın biri, nasıl bağırıyor görevlilere: “durdurun bu treni” falan diye, çığlık çığlığa! Bizde biri kızın çantasını falan kaptı sandık. Ama alakası bile yokmuş. Akıllı kitaplarını düşürmüş.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* bi gün herekeden bindik trene . Trende dolu değil sürekli yer değiştiriyoruz vagonun içinde. Kartal civarlarına doğru geliyoruz. Arkadaşla yan koltuktan öbür yanımızdkai koltuklara geçtik. bizim kalktığımzı yerede 2 kişi geldi oturdu. Aradan 2-3 dakka geçti geçmedi şerefsizin teki portakal büyüklüğünde taşı cama salladı. Cam tuzla buz yer değiştirdiğimz yere oturan adamın gözünün altına cam isabet etti.yarım santim daha yukarı isabet etse gözü kör olabliridi. Allah korudu. Daha bunlar saymakla bitmez. hele bi diliskelesi var ki 2. teksas zaten. Aman Allah koru yarabbi&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bu Adapazarı-İzmit treni özellikle bizim dönüş saatlerimizde piknik yeri gibi oluyor. Bir gün yaşlı bir teyzemiz zorla Esra’yı doyurmak istiyordu, ne gülmüştüm.&lt;br&gt;-kızım zeytin alsana.&lt;br&gt;-yok teyze.&lt;br&gt;-peynir al, domates al.&lt;br&gt;-yok teyze, sağol!&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Yine aynı gün Gözde’ye sapık yaşlı bir adam musallat olmuştu. Adam sürekli zavallı Gözde’ye dokunarak konuşuyordu. Gözde’yi kendi evine yemek yemeye çağırmıştı. Sonra bütün vagon adamın sapık olduğunu anlamış, herkes onları dinlemeye başlamıştı. Neyse ki adam bizden önce indi de kurtulduk. Ama en komiği adam inince Gözde’yle karşılıklı birbirlerine el sallamalarıydı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Adam beni kiraz bahçesine çağırmıştı, sonra da ayıp olmasın diye “arkadaşlarını da al gel” demişti. İkinci karısından bahsetmişti. Çok korkmuştum bende 3. olacağım diye ve şansa ertesi gün yine aynı yaşlarda bir adam yine benle muhabbete başladı. Allahtan İzmit’te iniyordu adam. Çok konuşamadı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Eve dönüyoruz, arkadaşımız Funda durmadan konuşuyor. O sırada tren Gebze’de bozuldu. Tabii bir sessizlik oldu ama Funda hariç; o hala konuşuyor. Arkadan bir yolcu “Arkadaşım, biraz susar mısın! Rahatsız oluyorum” diye çıkıştı. Biz kim, n’oldu falan derken Funda “İnsan kılıklının biri bir şey mi ne diyor, ne bileyim” dedi. Ardından diğer yolcular da adamdan destek alıp “Evet, biraz sus. Artık başımız ağrıdı” diye konuşmaya başladılar ki arkadan biri seslendi “Sesin motorun sesini bastırıyor! Yeter Artık” Bu lafa tüm vagon koptu. Motor dedi yahu… Üstelik tartışma yaşanırken tren arıza ile durduğu için motor falan çalışmıyordu.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bir öğlen vakti arkadaşıma ziyarete Sapanca’ya gidiyorum. Durağım yaklaşınca vagon arasına geçtim, köşede kolumu sağ duvara, sırtımı da geriye yasladım. Sırtımda çantam vardı, sanki bir şey açılırda içine düşermiş gibi bir şey oldu, refleks ile geri geldim. Gene düşüyor gibi olunca, öbür köşeye gittim. Meğer tuvaletin kapısına yaslanıyormuşum. Ve daha ilginçi 1dk geçmedi içerden bir kız üzerini düzelterek çıktı. Düşünsenize kapının tamamen açılıp üzerine düştüğümü, ucuz kurtulmuşum.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Trende vagonlar arasındaki bölmedeyim. Yanıma gelen adam başladı konuşmaya, kendisini milletvekili olarak tanıttı. Ama görünüşü çapulcu, gülmemek için zor tutuyorum. O da anladı ki “Sen şimdi kılık kıyafetime bakıp inanmıyorsun ama ben Sakarya Devlet Hastanesini denetlemeye gidiyorum.” dedi ve sıktıkça sıktı. Sonunda “Abi, niye trenle gidiyorsun, bari Sakarya’ya arabayla gitseydin” dedim. Şöyle bir bakıp devam etti “İstesem helikopter ile bile inerim fakat işi gizli tutmak lazım” Hatta trenden inerken “Bunlar aramızda kalsın” diye de uyarmayı unutmadı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bir daha bebekli vagonlara girmeyeceğim, anneleri üşütük oluyor. “Çok sıcak oldu, camı açalım” dedim, bir kadın atladı “Bebek vaaar, açamazsınız!” ama zavallı çocuk, o da pişti… Biliyorum sıcaktan ağlayıp duruyordu.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Sigara içilmeyen vagonda sigara içenleri n’apmalı… Adama “burada içilmiyor” diyorum bana “birinci vagon burası” diyor. Halbuki önümüz vagon vagon ve kapıda sigara içilmez yazıyor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Arkadaş ile ilk kez Hereke’den trenle İstanbul’a gidiyoruz. Tek bildiğimiz HaydarPaşa’da inip vapura bineceğiz, tarif bu. Trene bindik, her durakta soruyoruz birilerine “Burası H.paşa mı?” diye, hem de her durakta… Meğer H.paşa son durakmış, birisi de çıkıp “kızım orası son durak, rahat olun” diye uyarmadı, rezil olmuşuz.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* KırkikiEvler durağından bindik trene, kısmet 5 kişiyiz ve 5 kişilik de oturacak yer bulduk. Çok geçmedi ki 6 tane teyze geldi. Birimiz yer verince hepimiz kalkmak zorunda kalktık. Ardından bir ark. bombayı patlattı; Allah kahretmesin, bügün de gün vardı, nasıl unuttuk”&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* En son vagondaki arka bölümde (hani türkü seslerinin geldiği koltuksuz bölüm) keçi görmüştüm. Adam Hereke’de çekiştire çekiştire indirmişti…&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Arkadaşım cam kenarında oturuyor hemen yanında bir teyze, ben de ayakta gidiyoruz. Ark. ile durmadan muhabbet içersindeyiz. Sonra teyze lafa girdi:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;T: Evladım, siz konuşacaksınız. Eğer boş yer varsa ben oraya geçerim, siz rahat oturun, konuşun.&lt;br&gt;A: Yok, teyze. Ayıp ediyorsun, sen otur.&lt;br&gt;T: Nereye gidiyorsunuz, evladım?&lt;br&gt;A: İzmite, teyze…&lt;br&gt;T: Niye gidiyorsunuz?&lt;br&gt;A: Üniversitede okuyoruz.&lt;br&gt;T: Nerede okuyorsunuz?&lt;br&gt;A: Kocaeli üniversiyesi&lt;br&gt;T: O nerde?&lt;br&gt;A: Kocaeli’de&lt;br&gt;…&lt;br&gt;Ben: Kaan, sen teyze ile muhabbete devam et, ben dolanıp geliyorum.&lt;br&gt;…&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Vagona girdik, bir şey kokuyor çıkaramadım. Neyse, oturduk 10dk geçti, arkadaşın koltuğunun altından yarım şişe dolusu idrar çıktı. Halbuki trende tuvalet var. Şişeyi ayağımızla öne ittik, önden birileri geri itti, biz de geriye attık. Ordan bir teyze bize geri itti. Öyle gayet güzel gezindi…&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Çok yorgun olduğum bir zamandı, trenle İstanbul’a geçmem lazım. Dörtlü karşılıklı koltuklardan birine oturdum, pencere tarafına, şapkamı eğik taktım, kapadım gözleri… Bu arada karşıma iki kız, yanıma da bir amca oturmuş ama ben sonradan fark ettim onları, kızlar çığlık atınca. Neden mi? Amca çıkarmış pipisini, kızlara göstermiş. Kızlar bağırınca da kaçmış. Ben amca kaçarken olayı fark ettim. Ardından kızlar bana kızıyor “Sen ne biçim adamsın, niye müdahale etmiyorsun?” diye. Benim gözler şiş, anlamaya çalışıyorum, “noldu?” diyorlar “adam şeyini gösterdi bize” ben de sinirle “ee bana mı gösterecekti” diyip kalkıp başka yere oturdum. &lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* İzmite gidiyoruz, okula… Birinden nazikçe gazeteyi istedim, cevap “alamazsın!” Ben de inadına onun önüne oturdum. Bacaklarını uzatmış, yayılmış oturuyordu, toparlanmak zorunda kaldı. 40 yaşlarında biri…&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bileti olmadığı ve bilet almamaya direndiği için kondüktörle takışan çingene kadının kondüktörün ona &amp;quot;lan ben seni biliyorum, hep böyle yapıyorsun&amp;quot; demesi üzerine, çingenenin &amp;quot;ben bir bayanım. Benimle doğru konuşsur musun &amp;quot;demesi..ve arkdşla dumur oluşumuz unutulmaz bi andı!!(İzmit’in çingenesi bile bi başka oluyormuş, onu anladık)&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bir gün bizim Adapazarı’ndan gelip giden bir arkadaş bakmış trene yetişemiyecek, o günde önemli dersi var İzmit’e gelmesi lazım..N’apsa beğenirsiniz?&lt;br&gt;Aramış polisi trende bomba var diye ihbar etmiş…&lt;br&gt;Tabi tren kalkmamış arama yapmışlar sonra bu gelmiş pişkin pişkin gara okula gitmiş..&lt;br&gt;Tabi her suçun bi faturası vardır..Yanlış ihbar olduğu anlaşılınca aradığı telefon numarasını bulmuşlar ve bizim eleman direk karakola..Sonra uyarı almış okul bitene kadar trende en ufak bi olay çıkarırsa iş kötü..&lt;br&gt;Asıl ilginç olansa bu ark.ın ihbarı ev telefonundan yapmış olması..&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Geçen gene konpartman bulduk oturmuşuz baygın baygın.teyzenin biri bindi ki genelde çekeriz biz o teyzeyi bizim kompartmana girdi ama sati 7 kişi oturuyoz içerde bide o geldi sıkıştırdı felan.kadın geldi oturdu nese iki dakka durmadı ne dese beenirsin bura ayak kokuyo dedi.sonra kadın elini sinek kovalar gibi sallamaya felan başladı ama biz koptuk kadının hareketlerine .sonra bende çıkan cevap teyze ayak bu kokar tabi, kadında sonradan ben ayak kokusunu itelemiyorumki oksijen arıyorum dedi.bizim esas kopuş orda olmuştu.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align=center&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;---------Bunlar da benim kendi anılarım---------&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Tren HaydarPaşa'dan hareket etti ama daha diğer durağa gelemeden, arıza yapıp durdu. Işıkları da söndü, karanlıkta belki bir yarım saat bekledik. Çaprazımda da bir turist kafilesi vardı. Rehberlerine çıkıştılar; Türkiye'nin toplu taşımacılığı berbat diye...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Yanıma bir uzak doğu dövüşcüsü oturmuştu. Bir turnuva-toplantı benzeri bir yerden dönüyormuş. O gün de yeni bambu ağaçı sopalar almış; bunlar titreşim yapıyor kemikleri tuz buz ediyor diye anlattı, ve ayrıca da fırlatma bıçaklarını da gösterdi.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Tren ıssız, ağaçlıklı bir yerde arıza yaptı. Vagonda da kalabalık bir genç grubu vardı. Bir kaçı sıkıldı, dışarı çıktı. Sevinçle döndü, bir meyve ağaçı bulmuş, bu sefer tüm grup indi. Aradan vakit geçti, tren harekete başladı. Bunlar başladılar peşinden koşmaya, teker teker yetişen kendini içeri atıyordu ki bir tanesinin ayakkabısı fırladı, yerde yuvarlandı. O dizleri üstünde, trene ellerini uzatırken vagonda arkadaşları parmak ile gösterip gülüyorlardı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* En arkadaki vagona oturmuştum, bilet kontrol vakti gelince fark ettim ki tek bileti olan benim. Vagondaki herkes &amp;quot;aman abi, lütfen abi&amp;quot; diye konduktöre yalvarıyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;* İki koltuk arkamda, vagonun sonundaki koltukda iki bayan oturuyordu. Koridor tarafınd